aynagonul

Ayrılık Acısı Olgunluğun Merhemidir: Misafirhane

In Aynagönül / Mindfulness, Ayrışım (Defusion), Kabul, Mevlana Celaleddin Rumi, İsteklilik/Gönüllülük on Nisan 6, 2012 at 3:12 pm

İlginç zamanlarda elimize telefonu alır bize yardımı dokunacağını hissettiğimiz kişiyi ararız ya da bizim telefonlarımız
çalar. Emin olun ki bu telefonlar pek de alışık olmadığımız zamanlarda çalar. Gece yarısı çalan telefonlar bir krizin habercisidir çoğu zaman. Peki sabahın köründe çalan telefonlar… Arayan muhtemelen sabahı zor etmiştir. Belki de zihninde sabaha kadar sizinle konuşmuştur ve yaşadıklarının verdiği çaresizlikle karışık cesaretiyle sizi arayıvermiştir. Genelde terk edilendir arayan, ağlamaklı sesle “bu saatte neden aradığımı bilmiyorum ama çok kötüyüm abi” der.

Mesela ben, üniversite zamanımda benzer bir telefonu açıp kendimi Tunalı’ya zor atmıştım. Bir cumartesi sabahıydı saat 6. Tuhaf bir deneyimdi. Aldığım nefes yetmiyor, öfkem üzüntüme karışıyor ve tişörtümü yırtma isteğiyle hızlı hızlı yürüyordum. “Ölüyorum galiba” diye düşündü zihnim, “ve her şey bitti, düzelmez. Yeni bir ilişki içinse geç” dedi. Daha önceki yazılarımda anlattığım gibi zihin bir problem çözme aygıtıdır ve o an elinde bir problemden çok acı, çile ve bir travma vardı. Zihin böylesi durumlarda kuyuya düşmüş bir adamın suratına çamur atıp “çabuk çıkmalısın ordan” diye bağıran acımasız, eli kolu bağlı bir dırdır makinası gibidir. Daha önce de dediğim gibi zihin arkadaşımız değildir, kendisine çalışır.

Tunalıda yürürken başka bir ses duydum, “Hayat öyle bir bahçıvandır ki bazen seni istemesen de budar. Küçücük kaldım sanırsın oysa ki daha da büyüyeceksindir. Büyüyorsun, fark et” diyordu deneyimim. Zihnimin provakasyonuna gelen ben, insani bir şekilde “daha büyümek istemiyorum” diye bağırıyordum deneyimime. Deneyim, zihinden farklıdır anı olduğu gibi kabul eder ve polemiğe girmez. Aradan geçen zamanda benzer telefonlarda sanki geçmişimle konuşuyor gibi olmuşumdur hep, zihin yerine deneyimin galip geldiği bir liman olmuştum. Telefonu alıp arayacak kişiyi seçtiğiniz zaman farkında olmadan iki şey arasında seçim yaparsınız: Zihin ya da deneyim.

Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900)

Nietzsche “öldürmeyen şey güçlendirir” der, bu belki de ayrılık acısıyla helak olduğunu düşünen ama hala nefes alan kişilere merhem gibi gelen bir sözdür. Kimse kötü hissetmek istemez ve bu psikolojik çilemizin altında yatan nedendir. Hayatta acı ve sevinç bir paranın iki yüzü gibidir, bir yoksa öbürü de yok gibidir ama insan çocukluğunda toplumdan aldığı eğitimi çoğu zaman ölümüne kadar devam ettirir: “Acıdan kaç, ağlamak yok, çile kötüdür…Hazzın peşinden koş, sonsuza kadar mutlu ol”. Ayrılık bir çevreye uğradığı zaman sadece ayrılan değil onun arkadaşları da stres olur. Aslında ayrılmış kişinin zihninin problem çözmelerine kapılan diğer zihinler acıyı biran önce azaltmaya çalışırlar. Bu tıpkı kozadan çıkan kelebeğin kozasını makasla kesmeye benzer. Olgunluk kanatlarsa kelebeğin zorlanması gerekir o daracık kozadan çıkarken. Arkadaşının acı denen kozadan çileyle çıkışına sabredecek diğer arkadaşlara ihtiyaç vardır olgunluk denen bu yolculukta.

Benim de 1-2 sene önce yaşadığım deneyimimde eski bir arkadaşımın uzun bir ilişkisi sonlanmıştı. Tabi bu sonlanma pek de kendi kontrolünde ve istediği gibi değildi. Arkadaşını sürekli ağlayarak görmek ya da az evvel ağlamış olduğunu anlamak insana zor gelen bir şey… Konuşmak, dertleşmek ve paylaşmaktan başka ne yapılabilir ki. Ayrılık sonrasında iki seçeneğin olduğunu bilmek gerekir: Büyümek ve büyümeye direnç. Ayrılmış kişi kriz anında büyümenin kendisine çok uzak geldiğini söyler. Ne kadar uzak olduğu kişiden kişiye göre değişse de büyümek vardır ve oradadır. Hatta kişi fark etmese de büyümeye başlamıştır.  Bahsi geçen ayrılık bir sonbahar ayrılığıydı ama yazla karışık bir sonbahardı, hava güzel ve insanlar hala yazdan kalmaydı. Güzel bir kır yemeği düzenlemişti ve herkes hediyeleriyle gelmişti.  O gün arkadaşımın doğumgünüydü. Günlük, giyecekler, şiir kitapları, müzik CD’leri hatırladığım hediyelerden bir kaçıydı. Ben ise cebimde saklıyordum hediyemi, üstelik paketli değildi, bir kağıda sığan yüzlerce yıl öncesinden gelen bir mesajdı. Tıpkı zamanında olduğu gibi zorda olanlara verilen o mesajı ben o gün arkadaşıma getirmiştim. Mevalana Celaleddin Muhammed Rumi’nin “Misafirhane” şiiriydi…

Bu şiir tüm misafirhanelere gelsin. On dakikalık oturma meditasyonumda Aynagönül uygulamalarımda kendime hatırlattığım bir şiir bir metafordur: “Ben bir misafirhaneyim… Kapım açık, kim olursan ol gel.”

Dr. Ali Bayramoğlu

                                           İnsan kısmı bir misafirhane,

Mevlana Celaleddin Muhammed Rumi (1207-1273)

Her sabah yeni birisi gelir.

Bir sevinc, bir bunalım, bir zalimlik,
Aniden farkına varmak birşeyin,
Hepsi beklenmedik misafir.

Hepsini karşılayıp eyle!
Evini vahşetle süpürüp,
Bütün mobilyalarını boşaltan
Bir kederler kalabalığı bile gelse.

Her geleni alnının akıyla misafir et.
Olur ki yeni bir zevk getirmek için
Boşalttılar evini.

Karanlık düşünce, utanç ve garez,
Hepsini gülerek karşıla kapıda
Ve buyur et içeri.

Minnettar ol her gelene
Kim gelirse gelsin.
Çünkü bunların her birisi
Öte taraftan bir kılavuz
Olarak gönderildi.

Çeviri: Vehbi Taşar

Reklamlar

Bir Yanıt Bırakın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: